09 Aralık 2009

Yaz Tatilinde Aşk Üçgeni

"Aslında oraya tatlı anılarımı tazelemeye gidiyordum, kötü anılarla dönmek için değil..."

Kardeşim Yeliz ve kadim dostum Özer'le yola çıktık heyecanla. Destination ' Kelebekler Vadisi'... Muhtelif memleketlerden insanlar sarışın dilberler, ari Almanlar, zeytinyağlı İtalyanlar ve bunun gibi ecnebi unsurları içinde barındıran Kelebekler Vadisi böylesi bir kültür mozaiğiyle bana hep çekici gelmişti zaten!

Dağdan indik vadiye ,gözler çapaklı... Karga yediği boku hazmede dursun biz saldırdık denize.bir baktım etraf bomboş, pek bir kasvetli. Nihayetinde ordan burdan çıkmaya başladı vadi insancıkları, mısır koçanından şapkalar, kıç bezi gibi pantolonlar... "abi ben bunu seviyorum işte" dedim içimden. Ne kadar samimiydim bilemiyorum. Özer ve Yeliz gölgede siesta yaparken bendeniz koca öğleyi Güney Afrikalı bir hatunla dalgalarda oynayarak geçirdim. Doğanın insanları böylesine kaynaştırması ereksiyonumu hafifletici bir neden olamadı

Günler keyifli geçiyordu. Yüzme, tırmanma gibi sportif faaliyetler dolayısıyla acıkan bizler yemek olayına vadinin yaklaşık 400 mt. yukarısında olan faralya köyünde giriyorduk.yer sofrası yufka ekmeği, "Yi babo yi!.."

İşte böyle bir günde başladı herşey. Adam epeydir dikkatimi çekiyordu aslında. Saç sakal birbirine karışmış üstte oduncu gömlek, kirli bir blucin, kamyon şöferleri gibi... Allah Allah!

"Selam gençler, afiyet olsun..."
Geldi oturdu. Başladı bir muhabbet. Abi öyle böyle derken bi ısındık birbirimize,
"Eee, peki sen n'apmayı düşünüyosun bakalım Yağız?"
"Abi ekoturizm falan düşünüyorum"
"Git ulan!"

Artık hep beraberdik. Ahmet'le beraber grubumuz dört kişi oldu. Kardeşim bir takım kızsal mazeretlerden dolayı (kısa süreli yüzme ve ileri bronzlaşma teknikleri) çoğu zaman bizi üç kişi bıraktı. Eh! bi kocaman adam, iki acemi oğlan n'apar? Azarrrr! Vadide bulunan kıçıkırık bir zodiac botla civar koylara akın ettik, kızların kalbini çaldık, tatil köylerinde terör estirdik ve yorulduk!

Akşamları güneşin batışı Rockbar'dan izlenir vadide... Kayaların üzerine kurulu bir müessesedir burası. Enterasan muhabbet döner. Sonuçta bizde her ölümlü gibi "sunset" zevkini tatmak için konuşlandık mekana... Adamın biri saksafon çalıyor inceden. Vadinin yerlileri her nevi teneke elemanlarla oluşturdukları enstrümanlarıyla gürültü yapıyolar falan. Bütün bunlar olurken Ahmett'in bana seslendiğini işittim... Kayalıklarda oturmuş, çokta düşünceli. Lafladık biraz. Özer geldi sonra, bir kaç bira yuvarladık... Güneş battı ve Ahmet yine bana seslendi. Bu sefer bara yaslanmış ve mutlu:

"Yağız, bak seni kiminle tanıştıracaam!"
Sidik gibi olan biramı yudumladım. Tokalaşmak için şişeyi sol elime almalıydım, başardım:
"Merabalar..."
"Bak bu Fulya..."
"Memnun oldum Fulya ... Nerden?" Gözleri kocaman bir deniz olmuş beni içine çekecek sanki... Korktum yahu!
Neyse oturduk bi köşeye. Şişeler elden ele dolaşıyor oldu. Gece kızla Ahmet bi suskun, bi konuşkan... Kız sürekli dalıp gidiyor,.birazda ketum sanki... Var bi sorun belli.
Bütün bunları düşünürken kız ansızın kalkıp gitti. Ahmet'in elleri boş kaldı.
"Abi, mutluluktan uçuyordun... Olay nedir?"
"Boşver..."

Biraz yadırgamıştım. Yaş durumundan dolayı... Kız 20 yaşında, bizimki koca kurt. Bişeyler kararlaştırıyoruz, Fulya hemen yanımızda bitiyor. Bu durum Ahmet'i rahatsız ediyor falan. Eh! Biz de bakıyoruz; bu adam bu kızdan hoşlanıyor, ama kaçıyor. Kız da istemiyor gibi davranıp bizden ayrılmıyor. Abi, kasıldık tabiatiyle!

Bi akşam kamp ateşi ortamı oluşturalım dedik, odun topladık,patates falanda közleyeceez. Gitar bulduk hallice, Ahmet bize delta blues tıngırdattı, hüzünlendik. Bazen biz aldık sazı elimize. Ateşe kimler kondu, kimler göçtü farkında değilim... Sonra Fulya geldi karanlığın içinden, yanında bir yabancı vardı. reggaeci gibi.Oturdular. Adam yalvararak bir şeyler anlatıyor, Fulya ateşe bakıyor patatesleri köze atıp bizimle laflıyor. Adam bunaldı ve sürüne sürüne gitti. Biz "bu da neydi yahu" dercesine bakıştık bizimkilerle Fulya patatesleri kurcalaya dursun...

Yanımızdaki İtalyan'lar da iyi gürültü yaptılar ama biz yine de bu karmaşada Ahmet'in usulca ve temkinli hareketlerle Fulya'ya ilerlediğini tespit ettik! Lakin kızın triplere girmesi ve Ahmet'in de kızın matının %80'lik bölümünü kaplamasıyla olay bir sıkıştırma durumuna dönüştü ve ben ilk müdahelemi yapma gereği duyarak Fulya'yı Yeliz'le tuvalete eşlik etme bahanesiyle ortamdan uzaklaştırdım. Bunu niye yaptığımı ve altında yatan sebepleri çok düşündüm.sonra.

Kız tekrar geldi .Patatesler de olmuştu artık. Yanımızdaki İtalyan grup ise kendi alemlerine çoktan dalmıştı bile. Biz yine de onlara Türk konukseverliğini gösterdik ve patates ikram ettik... Fulya'ya patatesini verirken beni yanına davet etti. Ahmet hala delta blues çalıyordu. Kız bir yandan patatesini ısırıyor, bir yandan da gözlerimin içine baka baka ısırdığı patatesini bana sunuyor. Benim zaten bir patatesim var ama o illa elindekini bana uzatıyor. Patates olayı gittikçe erotikleşiyor... Ahmet delta blues çalıyor... evet etkilenmiştim.sanırım ondan o akşam etkilendim ben...

Ateş küllenmeye başlamıştı, sahilde yatmaya karar verdik. Ahmet çekimserdi ama sonra o da ikna olup tulumunu getirmeye gitti. Gecenin bir kabusa dönüşmemesi için kendi tulumumu kızın yanına serdim, Öbür yanında zaten Yeliz yatıyordu. Bütün gece Ahmet'in kızı sıkıştırmasını istemiyorduk. Ahmet gözümüzde "sıkıştıran adam" olmuştu. Bir tatsızlık yaşanmamalıydı grupta.

Ama Ahmet n'aaptı?.. Kızla aramızda ki 20 cm ' lik araya pat diye düştü, serildi.
"Abi kolay gelsinde biraz sıkıştık sanırım!"
"Eh! kay biraz o zaman"
"Yahu niye kayacaam? gel öbür yanıma ser matını. Daldın ortamıza!"
"Tamam anasını satayım, giderim bende..."
Olayların çirkinleşmesini hiç istememiştim:
"Bak şimdi,abi dur yahu izah edeyim..."

Kalbi kırılmıştı. Biz de üzülmüştük haliyle. Biraz sakinleştikten sonra başladı bize hikayeyi anlatmaya.(the whole story!) biz de "vay be, çüşş, yapma ya .Nerden bilecektik be" abi deyip durduk...Kız kayboldu... Sabah oldu.

Fulya ile karşılaştık.
"Sanırım dünkü olayla ilgili bişeyler açıklaman gerekiyor Fulya!"
"Oturabilir miyiz?"
"Tabii.."
Anlattı durdu,
"Evet onu seviyorum ama o bunu farklı algılıyor"
"Nasıl yani?"
"Bir kaç defa el ele tutuştuk diye..."
"Anlaşıldı"

Gittikçe kafam karışıyordu. Kıza mı inanacaktım Ahmet'e mi? O gün vadiden ayrılacaktık.N'ooldu biliyor musunuz? Fulya'da çadırını topladı ve bizimle geldi. Ahmet bu işe bayağı bozuldu... Gerçi artık ilgilenmiyor havalarındaydı. Dolayısıyla kızın ilgisi bize kaydı. Yolculuğun sonlarına yaklaşmıştık artık. Son bir Kayaköy ve Afkule gezisinden sonra Ölüdeniz'e döndük. Ahmet Fulya ile son bir konuşmak istedi. Amacına ulaştı mı emin değilim Ama zom bir şekilde beni uykumdan kaldırdığında bir şeyden emindim; bişeyler onu kıllandırmış olmalıydı.Sırıta sırıta sorular soruyor ve yanıt bekliyordu.Ona Afkule'de olanlardan bahsedemedim.ama Fulya ile aramızda farklı şeyler olmuştu.

Ertesi gün erkenden ayrıldı aramızdan. Gidişi üzmüştü bizi.Ardından bizler de döndük İstanbul'a. Fulya ile olayımız garipti . Bir ilişki sayılmazdı ilk gün beni aradığında itiraf etmeliyim ki çok şaşırdım. Buluştuk, hasret giderdik. İkimiz de olayı Ahmet'e nasıl açacağımızı düşünüyorduk. Bir gün buluştuğumuzda Fulya Ahmet'in aradığını söyledi. İzini nasıl bulmuştu kim bilir? Kayaköy'de falan dia çekmişlerdi. Onları görmek istemiş. Tabii gıcık oldum.

Bizimki pek tedirgin değil Neymiş bu hafta sonu dolunay varmışta, sabaha kadar onu seyretmek istiyormuş. "Ayarlarız bişeyler" dedim. Ama Ahmet konusunda rahatsızdım. Çünkü o sıralar zat-ı muhteremle bizzat görüşüyorduk.bana durmadan Fulya'nın arayıp aramadığını soruyordu.vicdanım sızlıyordu.

Sonra ne mi oldu? Ertesi gün Fulya beni aradı:
"Yağız meraba, ben şu an Ahmet'teyim"
"Nee!"
"Bi dakka Ahmet konuşacak..."
Ahmet telefonu aldı
"Abi sakın yanlış bişey düşünme,olaylar çok ciddi..."
Söyledi de, söyledi. Benim başımdan aşşağı kaynar sular boşalmıştı zaten. Fulya aldı ahizeyi tekrar,
"Tedavi olmam lazım Yağız."
"Fulya hemen geliyosun ve bu konuyu konuşuyoruz,çabuk"

ve geldi, konuşuldu, hayaller yıkıldı. Psikolojik bir takım sorunları varmış ablanın. Ahmet'te tedavi etirecekmiş. Oldu! Kızda bi bok çıkmadı.Olayın bundan sonrası Fulya, Yağız ve Ahmet üçgeninde dahada pis bir hal aldı. Hakaretler, kavgalar, kışkırtmalar derken kız Ahmet'e asılmaya başladı. Sonunda ne mi oldu? Biz iki erkek kafa kafaya verip bu olaydan sıyrılmaya karar verdik ve başardık. Peki ya başaramayanlar?..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder